ANKARA RÜZGÂRI

Hilal Kamışlıoğlu | İlkyaz Edebiyat Haftanın Genç Yazarı

Bu şarkının asıl gücü suskunluğundadır. Büyük harflerle konuşmaz, bağırmaz, iddia etmez. Tam tersine, insanın içine doğru konuşur.

27 Haziran 2026

Kendi halinde bir sokak tabelasının önünden geçiyorum. Gideceğim yer belli: Nice kavuşmaların, nice ayrılıkların, tesadüfi karşılaşmaların, sanatın, sanatçının, 11 yıl boyunca Sabahattin Ali’nin yaşamının bir parçası olan, bu şehrin ruhu “Karanfil Sokak.” Yolumun eşlikçisi ise kulağımdaki kulaklık. Bugün rastgele şarkılar duymak istedim, bu yüzden radyo dinliyorum. Bir ses anons geçiyor ve şöyle diyor:

 

“Sevgili dinleyiciler, şimdi TRT Ankara Radyosu stüdyolarındasınız ve sıradaki şarkımız Ankara Rüzgârı.”

 

Pembe küçük bir dudaktan dökülmeye başlıyor sözler. Yürürken ben de çarpıyorum şarkıdaki o rüzgâra. Dalgalı saçlarımı tarayıp gidiyor sanki, usulca. Adımlarımın da yavaşladığını hissediyorum. Betonla örülü bir başkentte değil de duyguların da benimle ağır ağır yürüdüğü bir coğrafyadayım sanki. Ne yanımdan geçen insanların sesi ne de kentin gürültüsü duyuluyor. Sokaklar sadece geçmişin ayak sesleriyle dolu. Rüzgâr estikçe anılar yer değiştiriyor. Bu şarkı, şehrin griliği içinden sızan bir ışık hüzmesi gibi. Ne zaman dinlesem hem o griliğin içinde kalıyorum hem de gönül bahçeme bir güneş doğuyor.

 

Ankara Rüzgârı, bir şarkıdan çok daha fazlasıdır; şehrin kalbinden kopup gelir, adı gibi kulağınızda, kalbinizde tatlı tatlı eser. Rüzgâr bu ya, bazen de üşütür; sallar ve dalından düşürmeye çalışır sizi, tıpkı bir ağacın yaprağına yaptığı gibi. Yazıldığı dönemden şimdilere seslenir. Zamansızdır ve her gelen yeni nesle, söylenememiş cümleleri, ertelenmiş cesaretleri, sevdanın sahne arkasını, orada yaşananları usul usul fısıldar sanki. Sürekli hatırlatmak ister unutulmak istemeyenleri. Yarım kalmış bir vedanın izleri dolaşıp durur her notada. Bir hevestir, kursakta kalan ama yine de yutulmaya çalışılan.

 

Bu şarkının asıl gücü suskunluğundadır. Büyük harflerle konuşmaz, bağırmaz, iddia etmez. Tam tersine, insanın içine doğru konuşur. Ankara Rüzgârı, dinleyeni geçmişle yüzleştirirken onu incitmez; yalnızca hafifçe omzuna dokunur. Teselli gibidir ya da acı ama doğru konuşan bir dost.

 

Gideceğim yere varana kadar ben de tüm bu hislerden nasiplendim tabii. Şarkı bitti. Sokak aynı sokak. Rüzgâr biraz durulmuş. Ama ben, biraz eksilmiş gibiyim. Yine de üzülmüyorum. Çünkü bazı şarkılar insandan bir şey almaz, sadece geride bıraktıklarını gösterir. Ankara Rüzgârı da öyle yaptı. İçimde hafif bir ferahlık vardı. Belki her şey düzelmemişti ama yerli yerindeydi. Sessizce geldi, kulağıma eğildi, söyleyeceklerini söyledi ve geçti. Ardında uzun bir akşam bırakarak.

 

Hilal Kamışlıoğlu